Davranışta Sorunların(psikolojik)değil… Doğru Tutumların (Sevgipolojik) Besmele-ilimi 7.bölüm

Sevgipolog ve beyin Antrenörü Nasıl oldum.

Psikoloji benim ruhumu aydınlatacak bilgiye vakıf değildi. Köksüz ve tabansız 150 yıllık geçmişi ile psikoloji kendi ruhunu bile aydınlatıp bilim olmaya çabalarken kendi varlığını bile ispat etme derdine düşmüş yıllarca… Ve kendisini temsil etme hakkını kendinde görenlerin fikrince ve zikrince türlü türlü kirlere bulanmış olduğunu 25 yıllık okumalarımla çok şükür anlamıştım.

Ve insanların hayatlarındaki anlam pislikleri beyin denen organın içerisine nöronlar diye etiketlenmiş anlam işçilerinin snaps ismiyle barkotlanmış gayretleri ve nörotransmitter denilen (sanki alın teri gibi) bir kimyasal olarak birbirlerinin aralarında sürekli akış halindeydi.  Onlarında( nöron hücrelerinin) bir toplumsal yaşayışı vardı. Birbirlerinden etkilenmemeleri mümkün değildi. Birinin yaptığı iş ve eylem diğerini de o yönde anlam bağlarına yöneltiyordu. Ancak düşünce denen yağmurlarla sulanan topraklar gibi düşünceyi hemen içlerine çeker gibi nörotransmitterler vasıtasıyla beynimin tüm en üst kabuğunu sulamaya devam ediyorlardı. Beynimin derinliklerinde ise amigdala limbik sitemin üst kabuktan farklı olarak daha derinlerde bambaşka bir süreç içerisinde kökleşen ağaç kökleri gibi daha bir sıkı tutunuyordu anlam meyvelerini yetiştirmek için. Ve limbik sistemden de farklı olarak beyin sapım olan (serepnal) omirilik başlagıcımda ise tekrarlayıp durduğum her şey benim farkında olmadan yapıp durduğum alışkanlıklarımın yapılabilecek mecaz sanatı ile anlatılabilecek en koyla tasviriydi… Bu anlatımım.

Benim beynimde de zavallı nöroncuklarım boşu boşuna malayani işlerle oyalanmış ve boş bırakılmıştı. Gençliğimin bir dönemindeki gönül akortlarımın bozulmasıyla birlikte Psikolojim sürekli bir bozulma ve tahribat içerisindeydi. Ama buda tıpkı bir ağaç kökü gibi her türlü pislik ve gübreden yararlandığı şekliyle beslenerek sevgipoljimi beslemekteymiş ve büyütmekteymiş.

Her insan değerli yaratılmıştı her insan önemli yaratılmıştı. Her insan sınırsız yetenek potansiyeli ile donatılmış olduğu halde neden bazı insanlara göre daha ilerde veya daha geride bir yaşam ile karşı karşıya geliyordu. İnsanlar dan dan bazılarının düşünce ağırlıklarında ise suçlayacakları bir “Allah” bilinci hâkimdi. Ancak ne var ki, Allahın her şeyi eşit dağıttığı halde her nedense insanlar bunu anlayabilecekleri bir şuurdan her geçen gün uzaklaşmakta idiler.

İnsanların geneli fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamakta bir yarış içindeydiler. Hemen her insan adeta dünyada ki nimetleri elde etmek için birbirlerine oldukça acımasızca davranmaktaydılar.

Ben kendimi ve çocuklarımı bu durumdan nasıl kurtarmalıydım?

Kafama giydiğim bez ne anlama geliyordu?

Gerçek ihtiyaçlarımız nelerdi?

Çocuklarıma ve aileme nasıl bir yaşam sağlayabilirdim.

Ve onların da sağlıklı olarak düşünmelerini nasıl sağlayabilirdim?

Onlara sadece helal bir geçim sağlamak mıydı benim görevim yoksa onların şuurlarında helal ve temiz bilgi ile doldurmak midelerini doldurmaktan giysilerinin kreasyonlarını takip etmekten daha çok karakterlerini takip etmem gerektiğini fark etmiştim çok şükür daha geç olmadan.

Tüm bu soruların cevabını bulabilmek için tam 6 yıl boyunca bilimsel tabanlı olarak insanı, insan fizyolojisini ve davranışlarının temelini araştırmaya başladım. Beynimizin işleyiş yapısını (kan pompalayan değil) kalbimizin işleyiş yapısını bu ikili arasındaki muhteşem mücadelenin bize olan zararını ve faydasını düşünmeye başladım.

Düşünmeye başladım, çünkü Sevap makinesi olarak görmediğim ve elimizden geldiğince okumaya gayret ettiğim Kuranı kerim bir sevap makinesi mantığı ile oku-namaz-dı. Namaz ise Aerobik hareketler gibi devam ettirilemezdi.

Düşünmeye başladım. Çünkü bilimin kullandığı dili anlamalıydım. Anlamak içinde beynime anlam kamyonlarının(kitapların) kelimeden oluşturulmuş tuğlalarıyla hece denilen harcıyla mana denen ses titreşimleriyle bazen gizli bazen açık bir şeklide emek harcayarak ve zamanımın dakikasını bile boşa geçirmeden yepyeni bir bina inşa etmeliydim beynime…

Ama beynimin hangi bölgesinin nasıl çalıştığını ve hangi bölgelerinde hangi işlemlerin gerçekleştiğini kendim anlıyordum anlamasına da bunu diğer insanlara nasıl anlatacaktım. İnsanın nasıl’ı anlaması ve anlatması birbirinden çok farklı şeylerdi. ‘Bilme bilimi’ ile ‘Anlatma bilimi’ birbirileriyle bağlantılı ama ayrı kapsama alanı içerisindeydiler. Tıpkı bu günkü GSM operatörlerinin tüm telefonlara sadece kendi hatlarından ulaştığı gibi.

Bilim adamının tespitlerini kendim araştırarak okumuş ve anlamıştım. Gördüğüm ve tespit ettiğim gerçek şu idi. Benim kadar hızlı kitap okumaya fırsat ve şans bulamayan anneme nasıl anlatacaktım. Küçücük çocuklarımın idrakine nasıl sunacaktım asıl olan mesele buydu.

Çünkü bilim denen olgu bile iki ayrı anlayışla insanlara ulaşıyordu. Bu anlayışı ben de ikiye ayırmak zorunda kaldım. İkisinin ortak noktası ilim ama birisi B-ilim Bir diğeri ise Bilim olarak ifade edilebilirdi. B-ilim dediğim ve “B” yi ayırma sebebim “Besmeleyi” kastedecek olduğum manayı anlatabilmek içindi. Her işimize “Bismillahirrahmanirrahim” başlamanın hem beynime hem kalbime hem de ahiret ve dünya yaşamımı zenginleştiren bir kuantum olasılığa ait olan seçimimi belirleyen bir anahtardı besmele. İşte her şey burada başlıyordu benim için etrafımda ve çevremde ki Dardincilere ve Darvincilere bunu anlatmak deveye beyzbol oynatmaktan zordu.

Dardinciler geniş olan dini kendi anlayışları dar kalıplar içerisinde sorgulamaya cesaret edecek en ufak bir özgüvene sahip değillerdi. Evrim teorisinin adı geçtiği her ortam da körü körüne karşı çıkıyorlardı.

Diğer yandan Darvinciler ise Dardincilerin körlüklerini orataya koymaya çalışırlarken onlarda tam terine dardincileri anlayışlarının temizleyelim derken top yekün Allah savaş açtıkları körlüklerinden haberleri bile yoktu çoğunun…

Her iki körlük ortasında kalmış aydınlık kirletiliyordu her geçen gün. Dardinciler ile Dardinciler arasında kalmıştım.

Oysa bilim denen olgu Allahın yarattığı ilmi incelerken Allaha nankörlük ettiğinin, B-ilim denen önceleri adı ilmihal olan yani incilizce tabir ile behavior science olan Davranışın hali hal ilmi anlamına gelen bu terime ise psikoloji atlamış sadece hayvanları ve insanların davranışını inceleme bahtsızlığına indirgemişler kendilerini… diğer taratan dardinciler ise behavior science yani ilmihal ilmini abdest bozma oruç bozma gibi konuları kapsadığını zannederek darlaştırdıkça darlaştırmışlar.

Çünkü bilim adamının kullandığı dil ve ortaya koyduğu tariflerdeki karmakarışık hale getirilmiş olan terminoloji anlaşılmamaktayken Dinin terminoljisi ise her geçen gün ilimin mantığından uzaklaşmaktaydı…

Bunların arasındaki kavganın bedelini ben ve aileme ödetmek istemiyordum.

İnsan düşünerek yaşayan bir canlı olması yönüyle düşüncenin ona yapacağı etkinin ne olduğu konusunda ise hemen hemen hiç düşünmemekteydi. Oysa yapılan keşifler her türlü hastalığın düşünce temelli olduğunun ispatlarıyla doluydu.

Düşünce ile din ve bilim ortak noktada buluşuyorlardı aslında düşünce ise kendisi de bir bilgiden başka bir şey değildi. Düşünce bilinci açığa çıkarırken, bilinç ise şuuru, şuur ise fikir’i, fikir ise keşfi, keşif ise üretimi üretim ise tüketimi, tüketim ise israfı veya bereketi, yine düşünce ile tekrar geriye dönerek bir fasit dairede ya tıkanıp kalıyorlar yada bu fasit dairenin dışarısına çıkarak sonsuzluğun yolcusu olabiliyorlardı.

Bu yolculuğun akaryakıtı ise sevgi idi. Sevgisiz kalındığında cehennemi bir ortamda kalınıyor sevgi ile hareket edilince cennet denilen ortamlarda mutlu olunuyordu.

Eğer meşgul olduğumuz alan ister din olsun isterse ilim her ikisinin de beslenme kaynağının adı sevgi idi.

Sevgiyle tanışmam nasıl oldu

Anlatabilmek için neleri nasıl keşfettim

Bilim adamının keşfettiklerini nasıl anlatabilmeliydim. Çünkü onların terminolojileriyle okuduklarımı sizlere özetleyeme çalışacağım. Biraz kafanız karışırsa affedin lütfen.

Kuantum teorisini anlayana kadar kafa konforumu epeyce bozdum uzun süre zihnimin odalarında hiç başka bir konuk ağılayamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>