“Psikoloji “kelimesi savaşmaktan başka bir işe yarar mı?”
"Çok güldük inşallah ağlamayız" diyen bir toplumun içinde yetişmiş bir Anadolu Çocuğu olarak başka bir bu tür yaklaşımlar gösteren toplum var mı merak ediyorum?.
Erkek çocuklarına "karı gibi gülme", kız çocuklarına "aman kızım fazla gülme hafif kadın sanırlar" diye diye çok ağır bir millet olup çıkmışız. Bir yerde otururken insanlarla göz göze geldiğinizde dikkat edin herkes bön bön bakıyor. Gülümsemenin maliyeti “yanlış imaj" uyandırmamak adına hep yüksek biçilmiş bizlere…
Her nereye bakarsanız bakınız… Her insanın ağzına değmiş bir tabirdir. “Psikoloijik Savaş”,“Psikolojik şiddet” psikolojik sorun, hastalık…
Nerden ve ne zaman bulaşmıştır; bu kelimeye olumsuzu çağıran etkiler ben henüz bu konuda tam anlamıyla sağlam bir kaynak bulamadım. Ancak okumalarımızdan elde ettiğimiz genel birikimimiz sonucunda insanlıkla beraber başlayan bir mantığı olduğu da ayrı bir gerçektir.
Son yıllarda bazı araştırmacı ve ezberci olmayan çalışmayı, üretmeyi ve alın terini hala en temiz nur ölçüsü kabul eden psikologların dikkati insanların sorunlarına değil, onları mutlu eden şeylere, olumlu düşünme biçimlerine, hoşgörü ve neşeye yönelmiştir. Bu yöneliş tam anlamıyla hala yeteli bir noktada değildir.
Duruma pozitif Psikoloji yaklaşımı olarak etiketleseler bile tüm dünyaya iddia ederek söylüyorum ki Psikoloji kelimesinin yanına Kavun ekleyince görülecektir ki..Kavunun tadına dair iyi değildir yargısı hemen herkes de aynı olabilmektedir. İnanmayan gitsin… En eğitimli olduğuna inandığı ve güvendiği insanlara “Psikolojik kavun yer misin?” diye şaka yapsın bakın bakalım ne diyecek size.
Ancak Biz yinede Mihaly Csikszentimihaly’ in altını önemle çizdiği şu durumu bir kez daha belirtelim.
Csikszentimihaly Savaş durumlarında yıkılmış ve yok olmuş ortamlarda bile güçlü kalabilenlerin, trajediyi göğüsleyenlerin, bunu nasıl yapabildiklerine dikkatini yöneltmiş ve pozitif psikolojiyi hayatımıza sokmamız için bazı yollar önermiştir:
“Çalışırken ıslık çalın, pembe gözlükler takın, gülüp geçin, veren el olun, kendinizi kontrol etmeye odaklanın” gibi sloganlarla zorluklar ve umutsuzluklar karşısında yılmamanın gerekliliğini vurgulamaktadır.
Pozitif psikolojiyle ilgili çalışmaların önde gelenlerinden Macar Mihaly Csikszentimihaly zannedilse de Dünya kamuoyu açısından Dünyaya Saadet dönemi sayılabilecek medeniyet yaşatan dönemleri bu günkü bilim otoriteleri adeta yok saymaktadırlar. Ve o dönemlerdeki insanların yaklaşımlarını ve gelişimlerini tam olarak masaya yatırmak istememektedirler.
Csikszentimihaly’ın “veren el olun” ifadesini İslam peygamberi yıllar önce dünyayı aydınlatacak şekilde söylediğini belirtecek olsanız hani şeş kaza bir yerlerde… Din’in verilerinin bilimsel olmadığını iddia eden dangalaklardan sıyrılıp ta kendinizi zor ifade edemez zor durumda kalırsınız.
İşte bunları izah etmeye çabalayan bir insansanız eğer toplumda hemen “sen depresyondasın“, ”sıkıntıdasın” gibi yeni bir etiket takarlar alnınızın ortasına size baktıklarında kendi etiketlerine bakıp bakıp saldırsınlar diye.
Bir araştırmaya göre, geçtiğimiz 30 yılın psikoloji literatüründe “depresyon” kelimesi içeren yaklaşık 55 bin, “anksiyete” kavramını içeren yaklaşık 42 bin konu bulunmuş buna karşılık “neşe” kelimesi özetlerde sadece 415 kere geçmiş.
Depresyonun bir belirtisi olarak düşünülen olumsuz düşünme biçimi hastalığın kendisi olarak yorumlanmaktadır artık. Bu da demektir ki, düşünce biçimindeki benliği zedeleyici, hayatı karamsarlaştırıcı yapı depresyonun kendisidir.
Psikolojik barış olmaz asla dünyada bunu aklınıza sokun. Her insanın ağzına sakız olmuş durumdadır. Barış ancak ve ancak sevgipolojik bir düzenlemeyle gelebilir.
İnsanlar anlamlarla ya hastalanırlar ya da iyi olurlar Kelimeler ise hasta olsun sağlıklı insan olsun veya konusunda uzman veya usta insan olsun kullandığı kelimelere çok dikkat etmelidir.
Günümüzde ise artık kelimelerin topluma yansımalarını arama motorlarından çok daha detaylı ve sağlıklı araştırmalar için kullanabilmekteyiz.
Psikoloji hakkında acaba kendi bilgilerinize mi sahipsiniz yoksa size dayatılmış ve etiketlenmiş kirli etiketlerle mi; Anlam deponuzu doldurmaya devam etmektesiniz? Karar sadece sizin kararınız mı her zaman bunu tekrar gözden geçirin.
Sizler için "google" arama motorunda aradık kelimelerin üzerine tıkladığınızda açılan yeni pencerelerden objektif düşünce değerlerinizi sadece kendi kendinize gözden geçiriniz.

|
Olumsuz Yapıda |
Olumlu Yapıda "Sevgi"(sevindirici) |
Kelimelerine tıklayın aradaki farkın oranına bakın ve neden Sevgipoloji B-iliminde neden ısrarlıyız. Dönün bakın kalbiniz ne diyor bu konu da.. Ona göre istediğiniz gibi davranmakta serbestsiniz İncelemelerinizde muhakkak olarak görmüşsünüzdür ki şüphe götürmeyecek gerçek .
Psikolojinin Psikolojisi Bozuk
Bozuk olduğunu nerden anladınız derseniz şayet… Anlaşılmaması için bilim adamları ellerinden geleni yapmaya devam etmekteler.bütün olumsuzluklara rağmen yinede bu konuda ülkemizin Derin uzman ve ustalarından Sayın Prof.Dr. M.Kerem Doksat hocamın yazdığı “Transandansin Ve Mistik Fenomenlerin Psikobiyolojisine Evrimsel Yaklaşım” isimli son yazısında bile zavallı psikolojinin ne derece karmakarışık hale geldiği açığa çıkmaktadır. Okumanızı tavsiye ederim. Saygıdeğer hocamın yazıları ve kitaplarıyla aydınlanmamak hocamın değil muhataplarının kendi meseleleridir. Ancak şu husus çok önemlidir ki altı çizilmeden geçilemez. Saygıdeğer hocam bu serzenişlerimiz…şudur net bir şekilde..
Size aşağıdaki soruyu bu ülkenin değerleri olan ve” Neşet Ertaş”, “Âşık Veysel”, “Sezen Aksu” gibi kendi bestesini yapan ve söyleyen sanatçıları gibi çalışmalar yapan kendi mesleğinin altyapısını yaşadığı topluma faydalı hale getirmeye çalışan (Çocuklarını ilkönce yapmış ve bağrına basmış ancak kariyerini daha sonraya bırakmış) bir Anadolu Sevgipolog’u olarak soruyorum…
Sayın Hocam Prof. Dr. Nevzat Tarhan 
Sayın Hocam Prof. Dr. Yunus Cengel
Sayın Hocam Prof. Dr. M.Kerem Doksat
“Biz ne zaman kendi derdine derman olabilecek (gerçek) B-ilimsel Davranışsal işleyiş yasalarına karşı nasıl duruş sergileyeceğimizi nerden ve nasıl öğreneceğiz?
Bu konuda neden kendi öz kaynaklarımıza neden dönemeyiz veya dönmeyiz?
Kendi terminolojimiz öğrenmeden sürekli olarak psikologlara mı Psikiyatristlere mi gitmemiz gerekecek?
Yada Seçilmiş ve ayrıcalıklı zümreler tarafından… (suskun varoş çocukları olarak) sürekli olarak hasta muamelesi mi göreceğiz?
Ben ve ailem ebeveyn olarak kendimize yeterli olacak davranışsal esnekliğimizi öğrenemezmiyiz? İlerleyen yıllarda çocuklarımın ruhsal dengelerinin korunmasını onlara nasıl öğretebilirim.Bunu öğrenirken illa köksüz ve temelsiz Psikoloji ile mi öğrenmemiz gerekecek. Son cümle; son soru
“Psikoloji “ kelimesi savaşmaktan başka bir işe yarar mı?
Lütfen bu konuda bizi ilerleyen zaman içerisindeki yazılarınızla açacağınız kurumlarla biraz daha aydınlatır mısınız?”
Google arama motoru bilimsel kıstas olamaz ki diye düşünenler için; şu açıklama kâfi gelecektir. Milletin üzerindeki gerçek tesirleri de açığa çıkaracak Anketleri de ilerleyen günlerde yaptırmak elbette nasip olacak… İsteyen hemen yaptırabilir. Hatta bize bu konuda destek ve destekleyici olabilir.
Bir çoğumuza sloganlar yapay ve uygulanamaz gelebilir ancak bir şeyi denemeden o şeyle ilgili olumsuz eleştiri yapmak ta karamsarlığın önemli göstergelerindendir.
Zihnimizi olumsuz şeylerden uzaklaştırmak ta yeterli değil aynı zamanda dikkati olumlu bir şeye yöneltmek gerekiyor. Israrlı bir şekilde, doğru Beyin Antrenmanları yapmak gerekiyor.
İyimserler başarısızlıkları felakete dönüştürmediklerinden diğerlerine göre duygusal ve fiziksel stresten daha çabuk kurtulup eski hallerine dönebiliyorlar.
Olumlu bir zihin yapısıyla iyimserliğin normal davranışlar haline gelebildiğini ve bunu yaşamına geçirmiş önde gelen insanların tarihe imza atmış ve iz bırakmış şahsiyetleri olduğunu itiraf etmek insafsızlara kolay gelemez.
Olumlu düşünmenin yanı sıra gülmenin de sağlıklı bir mekanizma olduğu bulgulanmış.(Paul Ekman) Bunun yanı sıra ilişkilerde “veren el” olmanın insanın kendisini iyi hissetmesine yol açtığını ayrıca başkalarının iyi işler yaptığına tanık olanların da bundan olumlu bir şekilde etkilendiği öne sürülmekte. Diğer önemli bir öneri de hayatınızın kontrolünü olabildiğince ele geçirmek yapamadıklarınızla hayıflanmaktansa yapabildiklerinizle övünmek şeklinde. Hayatınızın kontrolünü ele geçirmek demek diğerlerinin tepkilerini kontrol etmeye çalışmaktansa olaylara yüklediğiniz anlamları ve düşünce biçimlerinizi kontrol etmek demek. Hem daha az enerji hem daha tanıdığınız biri!
Günümüz insanı yapılacak işler listesindeki maddelerle boğuşur durur, hedefine varınca mutlu olacağını düşünür ancak hedefi için çizdiği yolun kalitesini önemsemez, hep bir şeylerin peşinde koşarken kimi zaman ne için koştuğunu unutur, yatağa girdiğinde tükenmiştir, sabah ta önündeki günden korkarak uyanır. Bu döngü içinde bilinen ve yapılması gereken güzel şeyler ertelenir, yapılmaz, unutulur. Sonra da “beni bu hale kim getirdi” der. Bu kişilerin pozitif bile olsa başında psikoloji ile değil Sevgipoloji ile ilgilenmelerini öneririm.
Çünkü davranışta sorunların değil doğru tutumların bilimi Sevgipolojiye sadece Psikolojik savaş yapacaklar karşı durmaktadırlar.
Barış kelimesi psikoloji kelimesinin yanına yakıştırılamayacak kadar temiz bir kelimedir.
Bir başka temiz kelime ile ancak yan yana kullanılabilir… “Sevgipolojik barış” “İslami Barış” gibi
Kemal Koçak