Sevgipoloji ve Sevgipolog kelimelerini ilk kez karşılaşıyor olabilirsiniz bu son derece normal bir durum.
Son 200 küsür yıldır Bilimden uzak Kuran-a sarılan ve ne yazık ki Kuranı sadece sevap makinesi derecesinde algılayan Müslüman toplumlar hala uyanma sarhoşluğun da olduklarından Bilim=İslam olduğunu kavrayamamış olanların sayısı maalesef ki çoğunluktadır.
Hal böyleyken içerisine düştükleri aşağılık duygusu hastalığından da bu gidişle kurtulacakları pek mümkün görünmemektedir. Bu düşünceler etrafında zaten işleyişte var olan sevgipoloji denen kavramı ortaya atmaktaki maksadımız illaki bu kelime değildir. Sevgipoloji denen bir işleyiş ve sistemin varlığını görmek ve o işleyiş yasalarına uygun davranabilme gayemizdendir.
İnanıyoruz ki Sevgipoloji dediğimiz kavram anlaşılır ve tatbik edilirse insanlık tekrar ilk yaratılış formatına döndürülebilir.
Ancak önce aşağıdaki bilgi notlarına göz gezdirelim ve devam eldim.
Bilgi notu 1
Bilim insanları bilgiyi üreten insanlardır. Ama kim üretiyor bilgiyi, sadece üniversitelerdeki öğretim üyeleri, profesörler, ya da Silikon Vadisinde çalışanlar mı? Onlar da üretiyorlar tabi; ama bilginin ve teknolojinin demokratikleştiği bugünkü dünyada, bilim insanları artık akademik kariyer sahibi insanlarla sınırlı değildir. Çünkü bilim artık bütün insanlığın malı haline gelmiştir. Sıradan, hiçbir akademik kariyeri olmayan bir insan bile bugün isterse dünyanın her yerinde üretilen bilgileri bir anda bilgisayarının ekranına indirebilir. Bir MİT de, bir Oxford’da yapılan çalışmalara anında birinci elden sahip olabilir. Tek bir şey yeter bunun için: Önünü görebilmek ve motivasyon! Yani istemek, bilgiye açlık duymak, bilginin nelere kadir olduğunu görebilmek yeter. Ama bir şey daha gerekli tabi: Korkmamak, cesur olmak, bilgiyle kuşanarak bilgi toplumunun bir savaşçısı olunabileceğinin bilincine varmak. Bu insanlar dünyanın her yerinde var bugün. Harıl harıl bilgisayarlarının başında kafa patlatan, bilgi üretmeye çalışan insanları kastediyorum. Kapitalistlerin milyarlarca dolar harcayarak kurdukları araştırma-geliştirme enstitülerinde çalışan insanlardır bilgi toplumunun öncüleri. Bütün mesele, bu insanların yaptıkları işin bilincine varabilmelerinde yatıyor. Bugün, ürettikleri bilgiyi kapitalistlere satan bu insanların çabaları aydınlatıyor bilgi toplumuna giden yolu. Ve ben diyorum ki, ey bilim insanları, üretmeye, yaratmaya devam edin, ama bunu yaparken dünyamızı yok olmaya götüren kapitalist çılgınlığı da görün! Silikon Vadisindeki arkadaşlarınız gibi kendinize yeni bir koza örüp onun içine kapanmayın. Mademki üreten, yaratan sizlersiniz, politik gerçeklere karşı da ilgisiz kalmayın! Unutmayın ki bu dünya herkesten çok sizindir, bilginin gücünü kullanarak, onu yok etmek isteyenlere karşı durmayı öğrenin!
(Münir Aktolga – Aralık 2005,)
Bilgi notu 2 Zeki insanlar daha az inanıyor
Yapılan son araştırmalar zekâ ve dini inançlar arasında ilginç bir bağlantı kurdu. Araştırmacılara göre zekâ oranı daha yüksek olan insanlar daha az inanıyor. Ulster Üniversitesi’nde emekli psikoloji profesörü olan Richard Lynn entelektüel kesimdeki pek çok insanın kendilerini, sıradan insanlara göre daha inançsız olarak tanımladıklarına dikkat çekti.
Richard Lynn, yüzyılı aşkın süredir dinde görülen çöküşün zekâ seviyesi yüksek insanlarla doğrudan ilişkilendirildiğine dikkat çekiyor.
İnanç ve zekâ arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söyleyerek tartışmanın fitilini ateşleyen Lynn, üniversitelerdeki akademik çevrelerin toplumdaki diğer her kesime göre tanrıya daha az inandıklarını söylüyor. Araştırmada İngiltere’nin entellektüel seviyesi yüksek araştırma topluluklarından "Royal Society" içindeki anket sonucu ele alınmış. Ankete Royal Society içindeki insanların sadece yüzde 3,3′lük bir kısmı Tanrı’ya inanırken İngiltere genelinde yapılan ankette toplumun %65,8′lik kesimi kendisini inançlı olarak tanımlıyor. 90′larda yapılan başka bir anket ise, Amerikan Bilim Topluluğu’ndaki üyelerin sadece % 7′lik bir kısmının tanrıya inandığını gösteriyor.
Ayrıca Lynn, ilkokul çağındaki çocukların çoğunun tanrıya inandığını, ama ergenlik dönemi sonrasında yani zekâ seviyeleri yükseldiğinde, tanrının varlığından kuşkuya düştüklerini belirtiyor.
Profesör, "Times Higher Education" dergisine verdiği bir röportajda şunları söylüyor: "Neden akademisyenler toplumdaki genel nüfusa göre daha az inanıyorlar? Bunun cevabının çok açık bir şekilde zekânın göstergesi olduğuna inanıyorum. Akademisyenler toplumdaki diğer sıradan insanlara göre daha yüksek bir IQ ya sahip. Several Gallup’ın anketleri de gösteriyor ki zekâ seviyesi yüksek insanlar daha az inanma eğilimindeler." Lynn, 20. Yüzyılda gelişmiş 137 ülkede dini inancın gittikçe zayıfladığını çünkü insanların zekâ seviyesinin yükseldiğini de sözlerine ekliyor.
Buna karşılık, Profesör Gordon Lynch Birkbeck Üniversitesi’nde Çağdaş Toplum ve Din Merkezi Müdürü, Lynn’nin tezinin ekonomik, tarihsel ve sosyal faktörleri dışladığını belirtiyor.
London Metropolitan Üniversitesi’nde görevli Dr. David Hardman’da, IQ ve dini inanç arasında direkt bir ilişki olduğunu söylemenin çok zor olduğunu belirtirken, zekâ seviyesi yüksek insanların sorunlar karşısında daha akılcı davrandıklarını ve kurumlara karşı daha güçlü inanca sahip olduklarını da sözlerine ekliyor.
Kaynak: http://www.ekolay. net/haber/haber.asp?pıd=9&haberid=599644
Sevgipolojinin yaratılma süreci
Allah(CC) en üst noktada insanı yaratmıştır. İnsan Allah(CC) tealanın yarattığı en şerefli varlıktır. Ama insanın dışındaki her şey insan içindir. Maddesiyle fiziğiyle fizik ötesiyle her şeyiyle, Kâinat insan içindir. Genelde insanlar gökyüzünü inceledikleri zaman yuvarlak bir takım cisimler görürler güneş gibi ay gibi yıldızlar gibi benzeri şeyleri düşünebilirler o zaman akıllarına şu gelebilir kâinatta beklide bu yuvarlak muhteva içerisinde diye… Hâlbuki öyle değildir. Görenler Allah(CC)ın dostları ve velileri Allah(CC)ın evliyaları şunu söylemektedirler.
Kâinat bir insan vücudu şeklindedir. İnsan vücudu şeklindeki evrenin neresinde yaşıyoruz dersek bu tam olarak kalp nahiyesinde gerçekleşmektedir. Dünya gezegeni de evrenin kalp nahiyesine denk gelmektedir. Nasıl bir kitabın fihristi oluyorsa, İnsan da kâinat kitabının fihristidir.
Âlemi ekber kâinattır. Ama bütününü ihtiva eden modeli Âlemi ekberin küçük bir modeli ise insandır.
Hiçbir şey yokken Allah(CC) vardı ve Allah(CC) yaratmayı diledi. Yarattığı ilk şey nükleer fizikte ki ve nükleer kimyada ki adı aslında nötrino dur ama kurandaki karşılığı ile emir dir. Aslında Allah(CC)ın yarattığı her şey her saniye Allah(CC)”emri” ile inmektedir. Kuranı kerim bunları bize kesinlikle açıklıyor. Günümüz bilim adamlarının henüz fark edemedikleri ve keşfedemedikleri sır budur. Allah(CC) Hadid suresi 4 ayetinde
“O odur ki Gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva buyurdu, Yere gireni ve ondan çıkanı, Gökten ineni ve ona yükseleni hepsini bilir ve her nerede olsanız sizinle beraberdir, hem Allah her ne yaparsanız görür “
Burada fizik gözlerle bunları görmek mümkün değildir. Ancak kimler görebilir Allah(CC)ın lütfederek kalp gözünü açtığı insanlar kâinat dizaynı içinde Allah(CC)ın katından gelen rahmetinin her zerreye nasıl indiği oradan da nasıl enerjiye aktardıktan sonra hareket haline getirdikten sonrada belli bir enerjiyle tekrar göğe nasıl geri çıktığı tekrardan Allah(CC)ın katına çıktığını bilirler…
Kuranı kerimdeki kavramıyla “emir” ama fizik ve kimyada bunu adına nötrino denilmektedir. Zaten bütün emirler Allah(CC) döner diye de birçok ayeti kerimede de buyurmaktadır.
Allah(CC)ın ilk yarattığı nötrino dur. Nötrinoyu laboratuarlar da tespit etmek mümkün değildir. Çünkü sonsuz hıza sahip olan bir parçadır. Sonsuz hızı sebebiylede kimsenin tespit etmesi mümkün değildir.
Allah(CC)ın ilmi ve rahmeti birbirinden farklı şeylerdir. Allah(CC)ın ilmi ve rahmetini kuşatan ortak alana biz sevgi diyebiliriz. Yani ilmiyle rahmetinin birleşimi olan muhtevaya sevgi diyebiliriz. Çünkü hiçbir şey yokken sadece Allah(CC) varken bir hadisi kutside “ben gizili bir hazineydim istedim ki bilineyim bilinmekliğimi sevdim” buyuruyor. Demek ki Allah(CC)ın zatından zatına yegâne varlığı yaratmasının tek sebebinin kendinden kendisine olan sevgisinden kaynakladığını düşünebiliriz.
Bu gün bilimin maddeni en küçük yapı taşı dediği atom’u incelediğinde daha pek çok keşfedilmesi gereken alt katmanlar olduğunu matematiksel olarak hesaplayabilmiştir. Hâlbuki görmediğime ve laboratuarda gözlemlemediğime inanmam anlayışına ters olarak ne görebildiğini nede gözlemlediğinin dışında hareket ederek matematiksel soyut varsayımlar ile somutun varlığını çözmeye çabalamaktadırlar.
İnsan için, Matematik soyut olarak ne ise sevgi de soyut olarak aynı değerdedir
Nice insanlar vardır ki, ilmi ezberlerler ve naklederler. Zekidirler! Ama onları anlayıp yeni yeni şeyleri bulmak zekâ değil, akıl ister. Zira genelde zekî insan, akıllılardan çok çok fazladır!.. Zekâ, günlük olaylar içersinde kişinin menfaatine dönük en iyi çözümleri bulmaya yarar. Akıl ise ileriye dönük ve derinliği olan konularda geniş boyutlarda düşünmeyi ve bunun neticesinde yeni şeyler bulmaya yarar.
İnsan, hayvan ve diğer görünmez yaratıklardan üstün yaratılmış bir canlıdır. İnsan gelişimi tamamlamak ve başlangıç itibariyle yaratıcısından aldığı orijinal yapı ile yaşamını devam ettirebilme fonksiyonu ile doğar…
Kemal Koçak