İSO İnsan Sistemi Onur’ludur

Öne çıkarılmış

İnsan Sistemi Onur’ludur

İ_nsan S_istemi O_nur’ludur

Uzun yıllardan sonra insani gelişim için verdiğim mücadelede, ailemin rızkından ayırarak finanse etmeye çalıştığım Fikri Düşüncelerimizi hayata geçirmek için özel bir firmada insan kaynakları müdürü olarak çalışma hayatına adım atmak zorunda kaldık.

Çocuklarını önce yapmış ancak kariyerine 40 kından sonra adım atmış bir Anadolu evladı olarak çalıştığım firmada yaptığım ilk görüşmelerin sonucunda şu ifadelerin altını çizerek ilk mesaime başlamıştım.

“İnsan’a iki şey, olgu dışarıdan girer(sistematik işleyiş)

Okumaya devam et

İnsanlar Arası Diyalog

İnsanlar Arası Diyalog

Din: insanların inanç sitemleri ve yüce Allah tarafından insanların hem dünya hem ahiret yaşamlarını mutluluk içerisinde geçirmelerine vesile olan ilahi bir sistem.

Diye bilir ve inanmaya devam ederim.

Dinler diyalog kuramazlar. Hangi dinin insanı olursa olsun birbirleriyle diyalog hatta ‘di’ değil milyonog bile kurabilirler.

Dolayısıyla “dinler arası diyalog” ifadesini duymayanımız kalmamıştır.

İzah etmeye çabaladığım konu söz konusu bu ifadenin ortaya eksik bir biçimde konulmuş olduğunu düşünmemdir. Hem kim koyduysa bu kavramı ya ‘Din’ konusunda soyut bir kavramın kendi kendine diyalog miyalog yapamayacağı hususu… Yâda Din’e inanmış olan insanların sadece diyalog içinde olacaklarını bilemediklerinden kaynaklanan bir durum olsa gerek diye düşünmeye ve karalamaya başlayınca işte bu satırların devam geliverdi işte…

‘Diyalog’ denen hususu bir olumlama bibi ortaya koymaya çalışanlara şu soruyu sormak lazım gelir.

Bu gün savaş durumunda olan her ülke ve her birey diyalog içinde değiller midir? Elbette bir diyalogları mevcuttur. Ancak olumsuz ve dehşet diyalogdur bu durum.

Biraz düşünürsek İster sözlü olsun ister sözsüz olsunhiç kimsenin ben iletişim kurmuyorum deme hakkı yoktur’.  

Diyalogda iletişim şekillerinden biri olduğuna göre hiç kimse ben diyalog içinde değilim diyemez. Her insan her insanla ister olumlu isterse olumsuz yönde muhakkak bir diyalog içerisine girer.

Dinde ortaya konulmuş olan her türlü prensip insan içindir. Din perspektifinden bakılınca bu açıkça görülür.

Yani savaş da vardır dini terminolojinin içinde barış da vardır. Gerekene gerektiği şekil de tedbirlenilmesi hep tavsiye olunur insanlık tarihi boyunca.

 

Bir diğer ifadeyle insanlık tarihi birbirleriyle hep diyalog içinde olmuşlardır. Tarihin hiçbir noktasında iki insan biraraya gelmişlerse mutlaka bir diyalog içerisinde olmuşlardır. Gerek savaş yönünde gerekse barış yönünde hep diyalog zemini olmuştur.

Ancak Dinle arası diyaloğun hayırlı ve olumlu yönde sonuç almasının bir başka yönü de… Günümüzde meseleyi henüz tam olarak kavrayamamış hatta kavramak istemeyen insanlara meselenin Bir Din temsilciği değil Din adına konuşma hakkını elde etme değil… tam tersine hangi dinden olursa olsun insanların birbirleriyle Olumlu hayırlı ve güzel olan ilişkiler kurmak zorunda olduklarını anlatmak daha iyi neticeler aldıracaktır.

Evet, günümüzde bu yönde çaba ve gayret içerisinde olan kutulu insanlar vardır. İnsanlığı topyekûn kardeşliğe ve barışa götürecek çok güzel adımlar atılmıştır. Atılmaya da devam edecek gibi görünmektedir.

Dinler arası diyalog olmaz (ifade biçimi bakımından) Dinler arası sürülog da olmaz

Ancak ve ancak insanlar arası diyalog olur veya insan görünümlüler arası sürülog olur.

Her Dinde mevcut olan önyargıcılığın muhakkak bir son yargısı da kaçınılmaz bir evrensel işleyiş çarkını döndürmeye devam edecektir.

Günümüzde ki aynı Din mensupları içerisinde bile olumlu ve hayırlı yönde bir diyalog sağlanamaz iken… (Ancak olumsuz yönde bu din mensuplarının olumsuz ve eleştirisel ve birbirlerini küçültücü ifadelerle dolu olumsuz ve şerli yöndeki diyalogları ise devam etmektedir).

 Yani insanlar arası olumlu ve hayırlı diyalog sağlanmadan ister kendi dininden olsun isterse başka din mensupları tarafından olsun insanlar zaten şerli ve kötülüğü kamçılayıcı olan diyalog içerisinde değiller mi?

Allah aşkına göz kirpiklerini zorlayarak bu satırları okuyan kardeşim.

Hiçbir Dinin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur. Kurtarıcıya ihtiyaç duyan bir din adı din olsa bile hayata hâkim olması çok zordur. Din ile insanlar ancak gerçekten yaşamlarıyla bütünleştirebilmişlerse ancak o zaman o Din sayesinde kurtuluş ümidi içerisinde kalabilirler.

Kendimden örnek vermek gerekirse eğer. Ben bir Müslümanım. İslam dinin mensubuyum. Kimseye de sormadım. İnandım teslim oldu o kadar. Kimseye de sorma ihtiyacım olmadı.

BU gün ben bu Müslümanlığımla İslam dinini kurtarmaya çalışsam ne kadar doğru olur.

Veya islam dinine sarılarak kendimi mi kurtarmaya çalışsam daha doğru olur.

Kendi adıma söylüyorum ki.

İslamı kurtarmaya çalışmaktansa İslam ile kurtulmaya çalışırım. İnandığım dinimi de çocuklarıma anlatmam yaşayarak göstermeye gayret eder ilk önce onlarla olumlu ve hayırlı bir diyalog içerisine girmeyi tercih ederim.

Ki… Çok şükür tercihimiz hep bu yönde olmuştur.

Ve konferans serilerimizden birisinin ismini de

İslamı kurtarmayı bırakın İslamla kurtulmaya bakın” ismiyle dizayn etmemizin sebebi de budur.

Bir diğeri ise

Dardincilerden de Darvincilerden de sana sığınırım şahdamarımdan yakın olanım” derken insan olarak ilk önce kendimle girdiğim diyaoluğumun neticesinde işte bu düşünceler etrafında şekillenmekte kendi “Hira göğüs kafesi”mizde yaşadıklarımızdan açığa çıkanlar, değerli dostlarım.

Şimdi sizlerle girdiğimiz bu okuma olumlu ve güzele çağıran bir diyalogu olmadı mı? sizce…

İşin bizce sini anlatmaya çalıştık buyurunuz sizce sinide yorumlarınızla beraber paylaşalım.

Tüm bunlarla birlikte

Saygıya ve sevgiye değer babası babama anası anama suyu suyuma ekmeği ekmeğime benzeyen Cumhurbaşkanımız Sn. Addulah Gül ‘ün İnternet sitesinde yayınlanan bu haberi okuyunca bir ohhh çektim doğrusu Çünkü Diyalog ifadesi burada Din adına değil Uluslar adına kullanılmış çok yerinde bir ifade olduğunu görünce … dedim ki çok şükür taşlar yerine oturuyor yavaş yavaş.

Kaşlar yukarı doğru kalk gideli diyecek eylemleri gösterircesine kaşlar

Son söz

Kendi evindeki ailesiyle olumlu ve güzel olan diyalogdan habersiz olanlar… Değil dünya…

Kendileriyle bile diyalog içinde olsalar ne olur olmasalar ne olur.

Nerden mi biliyorum…

‘Aile terapisti’ olarak değil ‘Aile Huzuristi’ olarak yaptığımız çalışmalar sonucunda

Sabahtan akşama kadar diyalog peşinde koşan kardeşlerimizden eşleriyle ve çocuklarıyla diyalog kuramayanların bize ulaştırdıkları irtibat ve görüşmelerimizden çıkan sonuçtan dolayı bu satırları kaleme aldık…

Yerine oturuyor artık yavaş yavaş taşlar

Sürçülisan ettiysek affola…

Ayrıca sözün tamamı aptala anlatılırmış…

 

Bizi anlayan anlamıştır vesselam.

Karaladık birkaç paragraf birkaç satır

Ettik işte bir iki kelam

 

Esen kalınız.

İnsani Gelişim Hizmetkârı

Kemal Koçak

Beyin Antrenörü Sevgipolog

www.insanigelisim.com

sevgipolog@gmail.com

0533 429 52 50

0506 393 83 63

Kişi olan kişi kendini Kendi ile KANDIRIR İnsan olan insan kendini kendi ile ARINDIRIR

 

Kişi olan kişi kendini Kendi ile KANDIRIR

İnsan olan insan kendini kendi ile ARINDIRIR


Kişinin kendini kandırma yeteneğini kendi kendine kazandığını bilemez. Bu yetenek doğuştan verilemiştir. Tam aksine bu yeteneğini zamanla sonradan kazanmaya başlar.

İnsan olma yeteneği ise insanda doğuştan ve fıtraten verilmiş ver her insan görüntülüye eşit verilmiş bir olgudur. Belirli bir oranda verilmiş bir sermayedir.

Konuya kişi ve insan kavramlarını ayrı ayrı ele alarak açıklık getirmeye çalışacağız. Çünkü kişi ve insan kavramları her ne kadar ayrı ayrı anlam ifade etse de aslında aynı fiziki bedenin içinde gerçekleşen iradi eylemlerden sadece ikisidir.

Eğer insan ve kişi kavramını aynı anlam çerçevesinde izah etmeye devam edersek o zamanda anlamamız gereken diğer konuları izah etmekte ve idrakimizin açılımlarını gerektiği kadar oluşturamamaktayız.

Peki, yazıp çizdiğimiz, ortaya koyduğumuz bu fikir ve düşüncelerin kaynağı nedir diye elbette haklı sorular birbirini takip eder ki… Tüm bunların cevabını gerek kişi olarak gerekse insan olarak iç dünyamızın düşünce laboratuarında Bilimin ve İlahi kaynaklı Din’in ortak paydasından elde ettiğimiz araştırmalarımızın sonucunda kendi bilinçaltı potamızda süzgeçten geçirip ortaya kendi benliğimizde açığa çıkan ürünlerimizi ve fikirlerimizi ortaya koyma cesaretini bulabiliriz.

Yazma cesaretimiz okuma eylemine devam edişimizdendir. Yoksa Maazallah kişi özelliklerimizle davranmaya devam etsek ifademiz şu olurdu.

ben bir yazarım… İşte beni onlarca okuyan kişiler var ben yazmaya devam ederim okuyan okur okumayan sa okumaz. vb”… Tarzında kelimelerle siz saygıdeğer okurlar ise bizim mayamızı satırlarımızdan daha rahat anlayabilirler.

Çünkü her insan da insani bir takım ayırt edici özellikler mevcuttur. Hiçbir insan görüntülü bu insani ayırt edici özelliklerine format atıp tamamen silemez. Dünyanın en şedit en şerli her kötülüğü yapan insan görüntülü bile olsa her ayakta duran insan denen canlı bu insani özelliklerinin üzerini sadece örtebilir. Ondan kaçabilir. Veya hiç yokmuş gibi davranabilir.

Tam tersine gördüğü en ufak bir haksızlık eylemine karşı kendine veya başkasına karşı olsun insan görüntülü canlı ya içindeki kişinin sesini dinler ya da insan sesini dinler haksızlıklara karşı dik ve omurgalı durabilir.

Kişi (kelimenin kendi içindeki) anlamında bile tek bir tarafı temsil eden manayı içermektedir. Oysa İnsan Kelimesinde bile insanın içindeki yüklenmiş ilahi programın haberini verir nitelikte bir anlamı, çağrıştırdığını iç dünyasında bira muhasebe eden insan görüntülü olan herkes farkına varabilir.

İşte bu fakına varış olayını idrak etme sürecinde hem kişisel sesi hem de insani sesi süreklilik içinde işler vaziyettedir. Tıpkı bir bisiklet pedalı gibidir. Bu işleyiş. Her ikisi de doğru adımlarda ve doğru basamaklarda basıldığında yol aldırır ve mesafe kat ettirir. Bisiklet ile yapılan yolculuklar her zaman düz çizgide olamaz kimi zaman bayıra karşı kimi zaman bayır aşağı olabilir. Bayır aşağı inişlerde pedallar a pek yüklenilmez. Ama bayıra ve yokuşa karşı ise azami bir gayretin üstünde gayret gösterilmez ise sadece yerimizde sayacağımız gibi bazen geri geri de gidebiliriz.

İşte düşünce döngüsü de aynı bisiklet örneğinde olduğu gibi… İnsan görüntülü olan herkesin için de bazen kişi pedalına bazen de insan pedalına basmamız gereken durumlar yaşam sürecinde sürekli olarak tekrar eder durur.BU gün insanlığın süreli olarak insanoğlunun birbirine işleyiş olan benzerliğini inceledikleri kadar birbirlerinden farklılıklarını da inceleyen haberlere hemen hemen rastlamak mümkün işye onlardan bir tanesi…

Bilim adamları insanlar her ne kadar yüzde 99 birbirlerine benzeseler de aralarındaki ufak farkları ortaya koymak için çalışmalara başladı. Proje, İngiltere’deki Wellcome Trust Sanger Enstitütüsü, ABD Milli Sağlık Enstitüsü ve Çin’deki Pekin Genom Enstitüsü tarafından ortak yürütülecek.

 Projenin amacı, insanlar arasındaki farklılıkları şimdiye değin hiç olmadığı kadar ayrıntılı bir şekilde ortaya koymak. Bu farklılıkların, neden bazı insanlar bazı hastalıklara yakalandıkları halde diğerlerinin yakalanmadığı gibi sorulara açıklık getirmeye yardımcı olması ümit ediliyor.

 Projede, gönüllü insanların DNA’larının kullanılacağı belirtildi.

 Kaynak : 
http://www.internethaber.com/insanlar-arasindaki-farklar-124528h.htm#ixzz11aPCCTLV

Demek ki. İnsanoğlunun tam olarak çözülemediği orta da…

Batı biliminin yüzyıllardır çözemediğini Sevgili Yunus Erme’miz yüzyıllar önce çözmüş “Bir ben var bende benden içeri“ demiş bu benin ne olduğu konusunda ise bu gün insanlık yunusun bakış açısıyla bakılacak olursa şayet

Bir ben var insanda girmez hiç içeri” durumunda yaşadığındandır ki işi DNA’yı çözersek herşeyi çözeriz zannından bir türlü kurtulamamaktadırlar.

İşte o yüzden “Kişi olan kişi kendini Kendi ile KANDIRIR İnsan olan insan kendini kendi ile ARINDIRIR” isimli bir başlık atarak İnsan görüntülü olan canlının ya kişi özellikleriyle DNA yapısına negatif katkı…, YÂDA İnsan Özellikleriyle DNA yapısına hayırlı ve olumlu bir katkı yapabildiğinin bilimsel gerçeği de bu gün apaçık ortaya konulmuştur.

İnsan görüntülü canlı eylem içinde olmasının önüne geçemez. Ben hiçbir eylem yapmıyorum diyemez. Bu tercih kendisine verilmemişti.

Ancak yapacağı eylemin yönü kendisinde saklı olarak kendisine verilmiştir. Bu yönüyle insan görüntülü canlı isterse kişisel egosunu pohpohlayarak DNA işleyişine müdahale ederek hastalıkları ve sefillikleri yaşar. İsterse İnsani Özelliklerinin ışığında gönül denen yapısıyla DNA sının işleyişine katkıda bulunarak hastalıklarının ve sefilliklerin önüne geçme iradesini kullanabilir.

Buda dış dünyasında değil tamamen iç dünyasında gerçekleşen bir eylemdir.

Kişi başına gelen her türlü rahatsızlıklardan dolayı suçlayacak bir tanrı edinir… Kendi kendini kandırır durur.

İnsan olarak ise benim yaptığım her fiil ve davranışımın muhakkak bana bir geri dönüşü vardır bilinciyle yaşamını devam ettirerek vaat edilen cenneti daha ölmeden önce beyinsel parsellerinde yaşamaya devam eder. Veya kişilik özellikleriyle aynı beyinsel yatırım alanı arasında kendi kendine işkence odalarında bağırır durur hale gelir. Kapı kapı gezerek hacı, hoca, üfürükçü, tükürükçü, uzman, azman, psikolog vs arar hallerinden kendisini yine kendisinin kurtaracağını ya anlamaz ya da anlamak istemez.

Yazdıklarımızla moralinizi bozmaya çalışmıyoruz. Sadece ezberlerimizi bozmaya dönük karalamalarımızdır.

Bizim kaleme aldığımız her konuyu oturup bu günde şu konuyu yazalım diye bir lüksümüzün olmadığını özellikle belirtmek istiyorum…

Bu günkü okuduğunu ve son satırlarınıza geldiğiniz bu noktada bize sorulan bir takım sorulara verdiğimiz cevapların neticesinde ortaya çıkan meseleler bizim iç dünyamızda açılımlara sebep oluyor. Bizde hatırda değil satırda kalır ilkesine bağlı kalmaya çalıştığımızdan işte ortaya bu tür yeni çalışmalarımız çıkıyor.

Yoksa yazar olmak veya yazar olarak tanınmak gibi bir derdimizin olmadığının bilinmesi gerekir.

“Yazmak ihtiyaç Okumak Çözüm

Okumayı durdurmak en korkunç Ölüm”

Kişi Özelliği bir rüyadır ki…

İnsan denen canlıda insan özelliği uyanırsa Kişi özelliği insani özelliğe teslim olur.

Yoksa kişisel kişisel horul horul uyur.

Diyerek. Son cümlemizle kişisel olarak değil insani olarak kaleme aldığımız böyle bir konuda (kendi adıma) insani gelişim Hizmetkârı olarak kendi kendimizi arındırmaktan başka bir derdimiz yoktur.

Değerli dostlar.

İnanıyorum ki Mevla Online sistemlerimizde gönülden gönüle bir bağ kurarak bundan sonra devam edecek olan satırlarımızda buluşmak dileğiyle…

Esen kalınız.

İnsani gelişim Hizmetkârı

Kemal Koçak

Beyin Antrenörü Sevgipolog

www.insanigelisim.com.tr

sevgipolog@gmail.com

0533 4295250

0506 393 83 63


İnsani Gelişim bir fanteziden mi ibaret yoksa bilimsel bir gerçek mi?

İnsani Gelişim bir fanteziden mi ibaret yoksa bilimsel bir gerçek mi?

İnsani gelişim düşünce ve fikrini ortaya attığımız son yedi yıldan beridir… Gerek sitemizi takip eden ve gerekse son üç yıldan beridir insani gelişim notaları isimli radyo programlarımızdan bize ulaşan pek çok değerli öneri görüş ve fikirleriyle bizleri destekleyen değerli okurlarımızın sorularına cevap vermeye çalıştık.

Tüm bunların yanında takdir ederek ifade ediyoruz ki bize pek çok da eleştiri geldi. İnsani gelişimin bir fantezi düşünce olduğundan ve konunun bilimsel yanının olmadığından bahsedilen konular tarafımıza iletildi.

Bizde zaman zaman bire birde olsa gereğini ve izahını yapmaya çalıştık. Ancak yukarıdaki yazımızın başlığı ile ifade ettiğimiz gibi “İnsani Gelişim bir fanteziden mi ibaret yoksa bilimsel bir gerçek mi?” bir soruyla daha karşılaşınca böylesine bir çalışmayı ortaya koymaya gerek duyduk.

Amacımız artık bundan sonra tek tek cevap vermek yerine konuyla ilgili aynı yönde soru öneri ve eleştiri görüşleri olan herkese açık bir tartışma ortamını sağlaması amacı ile bu çalışmamamızı sizlerle paylaşma kakarı aldık .

Umuyoruz ki konuya ilgi ve merak duyan tüm insanların ortaya koyduğumuz İnsani gelişim konusunun tam olarak anlaşılmasını sağlamış oluruz.

Konumuzu ifade etmeye çalışırken değişik zamanlarda ki yazıların linklerini verdik ki aynı tarz düşünceleri tekrar etmek istemedik.

Meseleyi merak eden kardeşlerimizin verilen linklerdeki tüm kaynakları inceleyerek meselenin tamamına vakıf olabileceklerini de belirterek izahımıza geçebiliriz.

Şöyleki:

Kişisel Gelişimin (1) ne olduğunu ve neleri kapsadığını bu konuda neler yazıldığını araştırmalarımızla yıllardır anlatmaya çalışmaktayız.

İnsani gelişim bölgesi ne işe yarar’ başlığı ile yer verdiğimiz bilgilerdeki İnsan beyninin ön lobunun tarihte ilk defa PHINEAS P. GAGE isimli bir demiryolu işçisinin başından geçen hikâyeyi… Antonio Damassio nun ‘Descartesin Yanılgısı’ kitabından yaptığımız alıntıdan istifade ederek bu hikâyenin insani gelişimin odak notası olduğunu yaptığımız araştırmalar ile ortay koymaya çalıştık.

Bu konuda PHINEAS P. GAGE in hikayesini İnsani Gelişim paradigması tarihinde ilk adım PHINEAS P. GAGE yazımızdan okuyabileceğiniz gibi daha kısa ve olarak konunun daha iyi ve net anlaşılabilmesi için aşağıdaki senaryolaştırılmış kısa filmini sizlere sunmaktan da onur duyduğumuzu bilmenizi isteriz.Filmi hazırlarken çeviride emeği geçen küçük kızımız Kübra Vural’a teşekkürlerimi sunmaktan da onur duyarım.

izlediğiniz bu filmin tarihi sonuçlarını bu gün Daniel Goleman Duygusal zekanın (EQ), IQya karşı durumunu bakın aşağıdaki videolarda nasıl izah etmektedir.Bir diğer anlamda İnsani ve kişiselliğin farkını açıkça ortay koymaktadır. Tabi anlamak isteyenler için.

bütün videolarda ki görüntüleri Play tuşuna bastıktan sonra yüklenmesini beklerseniz daha iyi seyredebileceksiniz.

tüm bunların yanında ” Ne Biliyoruz ki – What The Bleep ” ismiyle yayınlanan belgesel filmde konuya ilgi duyan bilim adamları ve araştırmacıların görüşlerinde izlediğiniz zaman bizim insani gelişim ismiyle ifadelendirmeye çabaladığımız beynimizin ön bölgesinin neleri kapsadığını ve nasıl işlediğini daha iyi anlayabileceğiz. Lütfen izleyin

Alın lobu insanlığın medarı iftiharıdır.

Bu çalışmaları dünyada böylesine ortaya koymaya çalışanların arasında dünyada çok gayretli çalışmaları takip eden ülkemizin değerli araştırmacı ve bu konuda emek harcayan ve “Şarlanmalarla oluşturduğumuz değer yargılarıyla farkında olmadan kurduğumuz sanal dünyamızın kurallarına uymayan durumlarda aklımızın kaynağı beyin ön bölgesinin pas geçilmesiyle birlikte hiperaktif hale gelen amigdala; bir tarafan öfke, kaygı gibi duygusal tepkileri ortaya çıkartırken diğer taraftan iç organların
çalışmasını kontrol eden hipotalamusun aşırı aktive olmasıyla panik atak, multipl skleroz atağından hipertansif kriz, kalp krizi ya da ilk diyabetik atağa kadar çok geniş bir yelpaze içinde yer  alan kronik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.
” diyen Dr. Güçlü Ildız’ın ise bakın aşağıdaki videoda konuyu nasıl ele almış lütfen izleyin

tüm bu ortaya koymaya çalıştığımız sonuçlardan sonra her ne kadar adına prefrontal ön lop denilen beynimizdeki ön bölgenin bir insani gelişim bölgesi olduğunu ortaya koyarken bizde üzerimize düşeni çizdiğimiz bu yeni beyin haritasını bilim adamlarının ortaya koyduğu gerçekler ile daha iyi anlayabilmemizi sağlaması açısından çizdik

Bu çalışmaları ortaya koyan kim diye merak edecek olanlar için ise

şu videoyu izlemelerini sadece önerebiliriz.

veya şu videoyu izlerseniz bu adamın ve arkadaşlarının derdini sanırım anlamış olacaksınız

Biz acizane bu çalışmamızı ortaya koymaya çalışırken Önce çocuklarını yapmış sonra kariyerini yapmaya çalışan 44 yaşında bir Anadolu evladı olarak gayretimizi ortaya koyarken

 YÖK, 141 sahte belge tespit etti haberini okuyunca diplomalı yüreksizlerden olmaktansa Diplomasız yüreklerden olmak yönünde tercihimizi ortaya koyarak çalışmalarımızı sizlerle paylaşma onurunu kaçıramazdık.

Bütün bu ortaya konulanlardan sonrasında ise İnsani Gelişim bir fanteziden mi ibaret yoksa bilimsel bir gerçek mi? buna karar verecek olan siz değerli okurlarımızın yorumları olacaktır.

 

Aklın yürekle buluştuğu Nokta da  İsyani değil insafi gelişmeli İNSAN Faydalıya mecburi tek yönde Yaşadığı zamanın Nakış’ını Bırakacağı issse değil izzze işlemeli İNSAN

 

Gelişime aday olacaksa eğer insan “Kişisel Gelişim”i Çelişim olmamalı Onurlu olacaksa Birey, Kişisel değil İnsani Gelişen kalmalı

 

  Kemal Koçak 

İnsani Gelişim Hizmetkarı

Köküne kadar kazımak’varken Neden Niçin KINAMAK !

Köküne kadar kazımak’ varken Neden Niçin kınamak !


“Bir tarafta kahpenin açtığı oluk oluk sızan yaralar var kanayan


Bir tarafta kahrolası seyreden alık alık seyredenler var kınayan”


Başbakanımızın beklenen son gurup konuşmasının devam eden satır aralarını TV den izlerken yukarıdaki başlığı atmak zorunda kaldım…

Devam eden konuşmasının aralığında şu düşüncelere yer veriyordu Sayın Başbakan

Biz biliyoruz ki savaşın da, barışın da bir hukuku vardır. Savaşta çocuklara saldırılmaz, savaşta kadınlara, yaşlılara saldırılmaz, savaşta sivillere, din adamlarına saldırılmaz, savaşta beyaz bayrak çekenlere, sağlık görevlililerine, yardım görevlilerine saldırılmaz. Savaşta değil barışta bunlara saldıranlar ise, sadece hukuku çiğnemekle kalmazlar, aynı zamanda insanlığı da ayaklar altına almış, insanlıktan çıkmış olurlar.  Zorbaların, haydutların, korsanların bile belli hassasiyetleri olur, belli ahlak kurallarına uyarlar. Hiçbir ahlak kuralına, hiçbir hassasiyete uymayanlara bu sıfatları yakıştırmak bile iltifat olur

Dikkatimi çeken asıl satırlar ise

…Zorbaların, haydutların, korsanların bile belli hassasiyetleri olur, belli ahlak kurallarına uyarlar. Hiçbir ahlak kuralına, hiçbir hassasiyete uymayanlara bu sıfatları yakıştırmak bile iltifat olur…

İfadesi oldu

Yani başbakan bile zorbaların haydutların bile bir Raconu olduğunu kastediyordu. Ve devam eden konuşmasında adeta konuyu daha da açarak

….İsrail yönetiminin hukuksuzluklarının örtülecek, tevil edilecek, görmezden gelinecek hali kalmamıştır. Uluslararası toplumun “yeter artık” deme zamanı gelmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 100′ü aşkın İsrail hakkında vermiş olduğu kararları tanımayan İsrail’dir. Öyleyse Birleşmiş Milletler de bu akşam aldığı kınama kararıyla da yetinmemelidir ve bunun da arkasında durmalıdır….

Diyordu konuşmasın da benim dikkatimi çeken en önemli satır aralığı işte bu noktada idi

‘Öyleyse Birleşmiş Milletler de bu akşam aldığı kınama kararıyla da yetinmemelidir ve bunun da arkasında durmalıdır’.  İfadesi Kasımpaşa’nın Raconunu iyi bilen Başbakanımızın resmi dilde söylemiş olduğu bu yaklaşımın bana göre açılımı  ‘Köküne kadar kazımak’ varken Neden Niçin kınamak’ ından başka bir şey değildir.  

Ayrıca konuşmasındaki Türkiye’nin dostluğu ne kadar kıymetliyse, düşmanlığı da o kadar şiddetlidir’ diyerek belirttiği pekiştirerek verdiği anlam ‘artık bundan sonra dost değiliz’ ifadesinden de anlaşılacaktır ki düşmanlığını ilan eden israile karşı resmi dilde elbette uygun bir dil kullanılır…

Ancak Türk Milletinin Raconunda kınamak mınamak yoktur kardeşim.

Değil İsraili KINAMAK….

İsraile IKINMAK bile tatmin etmez bu insanlık âlemini


Milyonlarca K I N A M A ya karşı bir damla israil KAN ı eşdeğer olmasına rağmen…..


Kınamaya devam edenlerin ciğerlerin kan ağlamalarına ve iç kanamalarına karşı K I N A M A K sadece ve sadece kedilerini vicdanlarında S I N A Y A N lardır.


İsraili kınamaktansa alırım bıçağı bir şey yapamayan elimle kınayan dilimi keserim

‘Köküne kadar kazımak’ varken Neden Niçin kınamak’

Bizi SINAYAN İsraili KINAMAK yerine Gazze sahillerine her bir İsrailliyi köküne kadar Kuma Gömmek zakkum ağacını münasip yerlerine koymanın da sırası gelecek elbette…

Gazze ve Filistin islam âlemini gaza getirmiştir. İslam âlemini yöneten kukla yönetimler Kınamaya devam etsinler

Tüm ölen şehitlerimizi toprağın altına gömerken !!!

Mezarlarının başlarına Al bayrağımızı dikerken !!!

Beyaz mermerlere Şehit diye yazarken Mezarın en dibine koyarken kardeşlerimizi

İnsanlık âlemi İsrailin ve Siyonizm’in ‘Köküne kadar kazımak’ varken Neden Niçin kınasınlar ki…

Dünyada ne kadar yöneten var ne kadar yönetilen var hesabı belli matematik her yerde aynı sonucu verir.

Resmi dilde KINAYANLAR ın susturmaya çalıştıkları Halklar özgür oldukların da hem kukla yönetimlerin hem de İsraillilerin Köküne kadar koyacakları günler yaklaşmaktadır dostlar.

Ben evimle ailemle helalleştim sizleri bilmem ne düşünürsünüz ama sizlerde hakkınızı helal edin.

Protestoların yapıldığı İsrail konsolosluğunun ve büyük elçinin evinin önündeki kalabalıkların arasında olanlar bilir o kadar kalabalıktan bir kişi bile israili kınamıyordu…

Nereye denk gelirse taş, şişe, çürük yumurta  işte fırlatıyor taşı gediğine koyuyordu… Çünkü elinden gelen buydu ve bu da kınamaktan daha çok Tatmin ediyordu…

Yani kınamıyordu koyuyordu. aşağıdaki resim Anadolu ajansından Bir kardeşimde Kınamıyordu Kazıyordu ne kadar gereksiz kıl varsa kafatasından bir gün gereksiz siyonistlerinde  yeryüzünden silineceğinimi anlatmaya çalışıyordu bilmem amma haber şöyleydi…

Bu da berber Ercan’ın İsrail’i protesto tıraşı..
diye vermiş haberini Anadolu ajansı Ankara’nın Yenimahalle ilçesinin usta berberlerinden Ercan Buyruk, İsrail’in yönelik saldırılarını protesto etmek ve Gazze’ye karşı duyarlılığı arttırmak amacıyla bir müşterisinin kafasına,’Kafatası, İsrail Yıldızı’ ve akan kanın durması için ‘Stop’ kelimelerini resmetti. Buyruk, berber dükkanına gelen müşterilerinin de görmesi için ‘BM Göreve’ yazısı astı.

işte demek istediğim de bu kimisi makasıyla resmeder ne demek istediğini kimisi de yazısıyla kimisi de elindeki yetkisiyle işte bizde ‘Köküne kadar kazımak’ varken Neden Niçin kınamak’ dedik diye demeyeceğiz ki susalım mı?

Lütfen İsraili kınayanlar yorum yazmasınlar Yorumlayacak olanlar ise dosdoğru satırlarını yerine koysunlar.

Sevdin be başbakanım seni sen öyle konuşmasaydım valla ben böyle yazamazdım…

Balık başı ile yarar suyu ilerler

Kuyruk baştan alır buyruğu Kimliğini belirler”.

Be Başbakanım. Recep abim.

Ama ne olur lütfen sende diğerleri gibi sadece konuşanlardan olmayasın haaa.

Gereğini gerektiği gibi taşı gediğine koyasın.

Allah sana ve AKP ye bir şans verdi iyi değerlendirin…

Bakın Saygıdeğer “Andan Menderes Bir Gemi silah ile Cennet Biletini nasıl kazanmış” ibret dolu bir tarih sayfasınıda okursanız sanırım ne demek istediğimizi anlamış olursunuz.

Vesselam.

İnsani Gelişim Hizmetkârı

Beyin Antrenörü Sevgipolog

Kemal Koçak

Resmi dilden başka anlamayanlar için NOT: ‘! ! !’ ifadesi racon gereğidir raconu bilenler bilir