Ben’im dile geldi ben-i deldi

Ben’im dile geldi ben’i deldi

Bir ben var bende benden dışarı

Gözüm görmez kulağım duymaz

gelmez hiç içeri Varsa yoksa hep dışarı.

Bir koca yunus varmış “bir ben var bende benden içeri” demiş. Anlamadım gitti nerdedir bu içerdeki ben. Ben bir türlü içerdekini anlayamadım. Ama bende bir ben var ki benden başka hep dışarıda. işte onu çok iyi anladım. Dışarıdakilerin hepsinin bana ihtiyacı var.

Ben insanım insan.

Kimin ihtiyacı yok ki bana ben insanım insan.

İyide insan kim başları yukarda ayakları yere basan yürüyen yiyen içen ve çıkaran yaratıktan mı bahsediyorsun. Evet, hem insan görüntülüye benzer herkesten bahsediyorum.

Eğer ben olmasaydım düşünsenize futbol sahaları boş kalacaktı… Kim bağırıp çağırıp kendini yırtacaktı.

Ben olmasaydım bozuk mamullerle üretilen ürünleri kime satacaktı benzerlerim. Kimi zehirleyecekti başları yukarda gezen insan ırkdaşlarım.

Ben insanım olmasaydım ben bu falcılar kendi avuntularını, kendi handikaplarını kime anlatacaklardı…

Çok önemliyim ben çoook.

Tüm cincilerin üfürükçülerin muskacıların bana ihtiyacı var.

Eğer ben olmasaydım düşünsenize onlar kime maval okuyacaklardı.

Ben insanım insan heyyy ordamısın sen.

Ben olmasaydım ticaret de olmayacaktı alışverişte olmayacaktı… Faizi maizi nah alırdınız o zaman.

Tüm tefeciler bayılır hayrandırlar bana.

Sokağın köşesindeki kokoreççinin bile bana ihtiyacı var. Ben koklamasam kuzu bağırsaklarını kime kokutacaklar gecenin her bir vaktinde.

Tarikatlar ben olmasaydım kimi derviş olarak kabul edeceklerdi. Ben insanım tüm şeyhlerin guruların bana ihtiyacı var…

Samimi olanlarında Hakka gerçekten kul olanlarında bana ihtiyacı var. 

Tam tersine soytarı olanlarında şeyh kılıklı olanlarında bana ihtiyacı var.

Neden mi?

Ben razı olmadan senden… Sen razı olmadan benden…. Allah razı olmayacak ki bizden

“bir din var gündem de dinden dışarı”

Çünkü eğer tarikatların düzeninde teşkilatlanmış olanlar diyelim ki gayet samimiler ve beni aydınlatmak ve Allah ulaştırmak ile vazifeliler… Ve ben onlara inanmadan onlar işlerini nasıl yapacaklardı. Ben insanım sahte şeyhlerin bile bana ihtiyacı var ben olmasaydım onlar düzenlerini nasıl kuracaklar ki… Nasıl aidata, makbuza bağlayacaklardı beni. Soru sormamı bile yasaklıyorlar belki düşünebilirim diye beni o kadar çok önemsiyorlar. Gerçi anlamadım hala ama neden fakir öğrencileri okutanlar şeroke ciplere binerek çiğ benzin kokutuyorlar amma…

Çok önemliyim çoook, bunu artık anlamalıyım… İhmal ettiğim kendimi tanımalıyım…

İçerdeymiş pehhh ne içerisi ne var ne yok her şey dışarıda… İçerde korkuyorum yav… Aklıma ölüm geliyor… Öcüler var. Ummacılar var. Alla alla

Yunus doğrumu söylemiş… Doğru söylese hiç böyle olur muydu dışarısı. Dışarıdakilerden bahsediyorum ben yalancı mıyım. Sende dışarıda gezmiyor musun bre cahil.

Kimin ihtiyacı yok ki bana. Vergi daireleri bile benim sayemde ayaktalar… Bir gün önceden kalan simitlerini ısıtarak tezgâhlayan Simitçi, bile ben olmadan simit satsın da görelim. Lokantalar ben olmadan yemek artıklarını servis yapsınlar da görelim. Böbrek tüccarlığı yapamayan doktorlar Ergenlik kızlarımızı gizli gizli kürtaj yapsınlar da görelim.

İktidarların bile bana ihtiyacı var benim oyumu her seçimde almış olmaları yetmez onlara… Ben olmasam kim onlara ele etek öpecek… Kim yolumuza kum dökecek beldemize okul yapacak. Gerçi dünyanın 100 yıl gerisinden getirseler de hizmeti çardağımıza içecek suyumuzu bardağımıza ama olsun yinede

“Allah devlete zeval vermesin!”

Aslında Allah benim gibisini hiç devletin başına vatandaş olarak vermesin diyenler var. Var olmasına da. Orda da yanlışlık içindeler ona vatandaş denmez bi kerem yatandaş denir onu bile bilmiyor benim gibi olupta düşünmesini öğrenenler.

Ben kimiyim merak ettiniz mi? Bulabildiniz mi cevabını?

Çok basit, ben düşünmeyen insanım…

Oku adam gibi şu yazıyı bak kafamı bozma bak düşünmeye başlarım. Sana akıl vermeye başlarım. akıllı olduğunu zannedenler gibi seni aşağılarım.

Bak kafamı bozma üç beş kitap okur kişisel gelişim uzmanı olur başına bela olurum. İmza günü yapsın da görelim ben olmadan imza satarlar.

Herkesin ihtiyacı var bana. Düşünmeden kendimi herkes beni düşünüyor zaten… Gerek yok ki düşünmeye

Her şey benim için bakın medyaya hiç beni ilerletecek bir ilerleyiş var mı? Zaten onlar ben düşünmeyeyim diye en aşağılık tipleri bana sunmuyorlar mı? Ben olmasam reyting yapsınlar da görelim.

Kimin ihtiyacı yok ki bana yıldızlar gezenler bile ben varım diye var…

Ben olmasaydım kim ciddiye alırdı ki onları… Hala keşfedilmeyi bekleyen milyarlarca yıldız yok mu evrende hala saklı kalmış… Ne bileyim yaradan onları ne diye uzaya fırlatmış atmış… Kafamı karıştırma.

Güneş doğsa ne olur doğmasa ne olur. Doğsa bile diğer çiçekler ve hayvanlar için ağaçlar için e onlar niye var hepsi benim bu dünyada ki varlığım için…

Güneş doğsa ne olur doğmasa ne olur… Bende henüz bir fikir denen doğrular doğmadıktan sonra.

Ben önemliyim hem de çoook

Ben olmadan hiç kimse provakasyon da yapamaz. Sendikaların işi zor ben olmasam, ben kuzu kuzu olmasam onlar benden aldıkları aidatlarıyla nasıl ayakta duracaklar bir de beğenmezler beni ya olsun.

Tarkan bile kuzu kuzu parçasını benim için besteledi. Haberin var mı hiç. Yunus’ta demiş “bir ben var bende içerde sızı sızı” pehhh.

Ben insanım insan, ayakları yerde başı tepesinde gezen çok güzel yiyen içenim ben…

Ben olmasam internette olmazdı. Bunca haber hep benim için yapılıyor… Ben olamasam facebook da whatbook olurdu ki sanki. Hiç kimse face me bakmazdı. Şarkılar türküler hep benim için besteleniyor… Ben olmasam kimin beynini kirletecekler.

Ben çöplüğüm her bir kirli kirlerini kime akıtacak.

Şeytan bile bana borçlu varlığını bana borçlu ben olmasaydım kimi saptıracaktı ki dangalak.

Terörist bile benim ona taraftar olmama borçlu her şeyini

Ben kimiyim? Ben diğer insan görüntülerden kendime düşmanlar edinmiş yer içenim… Düşünmeyenim.

Ne diye düşüneyim ki… Sonra benim dine de ihtiyacım yok… İnansam ne olur inanmasam ne olur… Ne kadar ilahiyatçı varsa hepsi medyaya çıkmak için birbirleriyle yarışıp duruyor. Kimi ağlıyor kimi sızlıyor kimi vızlıyor… hepsi mışıl mışıl ilahi-yat talar. Bu da mı benden…

Zaten, Hz. İsa gelecek beni kurtaracak. Mehdi bile benim için gelecek ben olmasam ne işi var mehdinin bu dünyada… Beni uyandıramayacak olan mehdi olsa ne olur olmasa ne olur… Bizim mahalleye gelse ne olur gelmese ne olur.

Bütün komutanlar beni korumak için nöbet tutar… Bütün başbakanlar gayrı safi milli hâsılayı yükselteceklerini söyler… Onlar bunları yaparken ben ne mi yaparım… ölürüm şehit olduğumu söylerler. Annemin yalandan gözyaşını silerler. “kendine gel” kim vatan uğruna olmaz ki feda can feda “ diyerek Babamı silkelerler. Ne yapacağım onaylarım inanırım. Hiç bişi yapamazsam kafamı sallarlım en azında susarım ki beni adam bellerler dışarıdakiler.

Ben olmasaydım hiç fatih ürek olur muydu? Banu alkan olur mu? Banucum geniş balkonlarıyla övünüp durur mu? Ya İbrahim Tatlıses…

Hem onlar da öyle diyorlar “sizler olmasaydınız bizler olmazdık” diye…

Ben kim miyim çok basit çokkk… Ben medyada karısını terk edip kaçanım… Medyalarda kocamın kaçtığını anlatıp ağlayan ağzına s…nım. Reytinge malzemeyim ben.

Sahi ben olmasaydım… Kime Allah’ı anlatarak kandıracaklardı. Ben olmasaydım savaşlar bile çıkmazdı… Kutsal kitaplar bile benim yüzümden indi… Benim ebemde dedemde de hacıydı. Onlardan öğendim ki çocukken.

Diyormuş ki melekler açıp okuyun ama derine dalmayın… Diyormuş ki melekler ya hani Allaha yeryüzünde fesat çıkaranlarımı yaratacaksın demişlerde Allah onlara siz ne bilirsiniz susun o insan görüntülüler arasında benim halife adayım olanlar olacaklar… Benim gören gözüm tutan elim yürüyen ayaklarım olacaklar… Bayram namazında hoca efendiden bi keresinde duyduydum bunları… Ara sıra cumaya giderdim bir aralar… Kırkıma gelene kadarda namaz mamaz kılmadım… Nasıl olsa yaşlanınca camiye giderim. Orada bana benzeyen dolusu var… Orda devlet kurarız hükümet deviriz. Cimboma, Kara kartala, sarı kanaryaya gömeriz. Ezan okunur camiye girer günahları süpürür yok ederiz. Yetmedi mi ver elini günlük seferler ile hacca gider günahlarımızı formatlar(tavaflar) geliriz. (Haşa günah döküntü merkezi)

Bana benzeyen o kadar çok var ki herkes birbirine hava atıyor. Ya arabasıyla, ya yazlığı ile ya da üniversitede okuyan evladı ile… Yav arkadaş hava tuvalette atılır diye bilirim ben. Ya siz nerde hava atıyorsunuz bunu biliyor musunuz?

Hiç kimse kendinden bahsetmeye yanaşmaz ama ben başkayım… Çok özelim çoook. Kimin ihtiyacı yok ki bana…

Yılanın bile bana ihtiyacı var… Gerçi bana dokunmadığı için 1000 yıldır yaşıyor…

Bana nasıl olsa sıra mıra gelmez benim yaşacağım ne kadar ki zaten ya 60 ya 70 bilemedin seksen. 1000 yılda sıra mı gelir bana…

Ben olmasam silah tüccarları kimi öldürecekler ki… Ben olmasam kiminle savaştıracaklar ki… Var mı benden başkası şu yeryüzünde…  Siz hiç biraraya toplanmış at sürüsü gördünüz mü? Bu otlaklar bizim diye birbirini öldürenleri gördünüz mü hiç? Sanmam ben im ben o kendine benzeyen insanları düşman olarak bilen. Ben kimiyim? Benim ben, sende iyi tanırsın beni…

Birde Afrika ülkelerinde kara kara lar var benim gibi… Ama benim gibi yiyemeyen içemeyen giyinemeyen…

Onlarda pasta yesin kürkler giysinler canım Afrika orası. Ozon tabakasını damı ben deldim diyorum bazen sorular soruyorum amaaaan biliyorum burada saçmaladım biraz.

Sanki düşünüyorum. Düşünürsem sanki ölüyorum. Neydi doğrusu bunun?

Düşünürsem diriliyor muyum? Bilmiyorum

Sürçülisanıma affınız gerek. Düşünen beyinlere bunları yazmak değil irdelemek gerek.

Bunları yazarken içerde bir başka şey vardı durmadan beni daraltıyordu…

Anlamadım gitti neydi o daraltan.

İçime mi koydu kodlarını yoksa yaratan?

Düşünmeye mi başladım ne sanki ben

Yunusu da inleten bu mudur acaba bendeki ben

Ben yazdım sen okudun

Sen yazdın hep dışarıdan içeri içerden dışarı yine kendin okudun

Bir ben var bende aktardı ne varsa içerden

Yok, canım ben öyle değilim dedi dinledi dışarıdan

Ben insan düşünmeyen varlık.

Düşünerek yazdı bir başka varlık

Benim dile geldi beni deldi

Bir ben var bende benden içeri

Bir ben var bende benden dışarı

 Ama

amaa

amma aa 

ben bir düşünmeye başlarsam var ya

sen o zaman gör bendeki benin halini

Sen o zaman gör

bendeki bene yüklenmiş eyleme geçmiş halifenin

eyleminin hayalinin halini

 Bendeki ben düşünmeye başlarsa var ya… o zaman zihnime saltanat kurmuş olanların tahtları bir bir yıkılır. Beynime çivilenmiş kölelik çivileri bir bir sökülür.

Bendeki ben düşünmeye başlarsa ilk önce zamanının kıymetini anlamaya başlar.

Gönlümden kalbime motifleri kelimelerle dokumaya başlar.

Anlam kamyonlarını kelime tuğlalarıyla yeniden inşa eder insanlık duvarımı yeniden örer.

Genel kategorisine gönderildi |

Koç gibi bir kir topları

“Koç” gibi bir kir topları…

“International Consept-ing  Coah-ing Flock Katim-ing System-ing”  

I am’nt  to be Consent  (ne karizma ama demi breh breh ne laf ettim amma)  uyduring,  gitsining,  yalaning modası ile birlikte sizlerle bir başka modaya değinmek istiyorum bu yazımızda…

Değerli okurtaçlarım.

Aşağılık duygusu en büyük hastalıktır diyor Özgüven Madenlerimizden bir babayiğit inanmıyorsanız tıklayın izleyin

 

Tarzancası “ Life Coach ”, “Birth coach” “Political coach” olan ifadeleri 80 li yıllardaki basketbol koçlarından bilen çokbilmiş medya parayı bastırana her türlü reklamı yaptığı için arka planını araştırmadan etiket basar gibi sıfat basmaktalar…

Piyasada ne kadar koç vardır derseniz…

Çok basit bir 15 dakikalık araştırma yaparak öğrenebilirsiniz…

İlk akla gelebilecek olanı ise “Yaşam koçu” “Doğum koçu” olarak çalışanları gözlemlersiniz…

Ne yapar bunlar doğurmanın ve doğurtmanın kolaylığını yaşatırlar muhataplarına… Veya Sanat-at-ing cıların “Koç Katımı

 

tarzındaki  partilerinden sonra peydahladıkları çocuklarını doğurturken çıkarılan tıs-fıs ses koku karışımlarının zorluğundan bahsettikleri yazabilmiş oldukları basılmış kağıtlarının reklamını haber olarak yaptırdıkları Kepazet-ing Medyat-ing haber-ing lerinde  izlediğim  kadarıyla “doğum öncesi nefes egzersizlerinden doğum esnasında yapılması gerekenlere” dikkat çekerek,  ballandıra ballandıra anlatılan bir haber deki nasipsizliğe göre…

Gayet SoS-Yetik olan doğurgan gerçek bayan cinsiyetindekilere nefes Antrenmanları (ıkınma) dersleri vermektelermiş.

Bayan olanlar bilir diye Anneme sordum.

Anne Senin doğum koçun kimdi diye…

Ne Koçu oğlum sen ne diyorsun ben namusumla babanı gurbet yollarında bekledim” dedi.

“Koç” kelimesi onu huylandırmıştı, Annemi kırmıştım  ayıp ettim galiba dedim durumu toparlamak istedim..

Hani anne doğum yaparken size yardımcı olan bayanlar var ya”dedim.

 “Her Gül alabilen eline; Olur mu?  Yâr veya Canan

Her döl tutan Rahmin Olsa bile adı Ana…

Olur mu hiç? Cenneti Ayaklar altına alan”

Sevgipolog Damlası

 “Oğlum onlara hemşire denir” dedi anneciğim. Devamında “oğlum ben kardeşini hemşire olarak okutmamın sebebi nedir sen biliyon mu” dedi.

Başladı anlatmaya… Hastanelerdeki insanlık dışı “Sussssss bayannnnnnn” bağırmalar çağırmalar, hakaretler diz boyu benim doğduğum yılları anlattı, gözleri dolarken. 60 yaşındaki annemin geçen yıllara rağmen yaşadıkları beynine kazınmış…

Tabi bilinçaltımdaki tesirlerle ise zaman zaman kendim muhatap olmuyor değilim…

Kendi kendime iç âlemime dönerek kendimi derinlere daldırdığımda o günlerin tesirlerini temizlemeyi öğrendik şükürler olsun…

Neyse konumuza dönecek olursak eğer…

Ne yapar bu doğum koçları kısaca ıkındırırlar bi güzel.

Gayet şık çıplak ve SoS-Yetik giyinenlere ıkın derler. Ikınmayı antrenman ederek sıkınmadan hayat mücadelesine devam ederler…

Ikının  ıkının … Az kaldı …

Ne kadar bayan ıkındırırsa kendileri o kadar ıkınmadan hayat yaşayacaklar…

Doğum koçları. Koç, koç yaşayacaklar… Koç gibi ıkındırarak önüne gelenleri…

Sıkındırmadan hiç utanmadan

Birde Siyasi Koçlar var ki…  Maazallah düşman başına; Onlara soracak olursanız siz ne iş yaparsınız diye… Adamlarda beylik laf çok…  Linguistic Terörizmin öncüsü her biri.  Bizler, Siyasilerimize seçimlerde nasıl konuşma yapacaklarını öğretiyoruz… Etkileme sanatını öğretiyoruz… Diyeceklerdir. Yani bir diğer anlamda FoS-yetik lere ıkınmayı değil amma sıkın-mayı öğretiyorlar gibime geliyor bana.

Hani doğum koçunu zor anladık anlamasına da… SoS-yetiklere ıkınmayı öğreten hemşire kökenli bayanları anlamak mümkün, ekmek parası işte…

Siyasi koçlar ise, Kanımca siyasilere ıkınma öğretecek değiller ya. Yerine gayet iyi sıkın ha sıkın demeyi öğretiyorlardır. (sıkmak=argoda yalan anlamında kullanılır)  ülkemizin kir topu gibi ilk ve tek siyasi koçu da var artık. Adam acayip sıkmış valla gazetede okudum bir aralar,  ifade aynen şu

“En kral Akp’liyi  10 dakika’ da CHP li yaparım”

Madem 10 dakikada her AKP’liyi CHP’li yaparım diyor… O halde 100 dakikada 1 İsrailliyi insafa getir de görelim NLP’cilerin (Nevrotik Lawrens Papazları’nın) ortak yönü bu ise  bir İsrailliyi İnsaflı yapsın da görelim nasıl yapacakmış… Tıklayın bakın sanırım onlar bunu Siyonist yapmışlar herhalde baksanıza sakalına bıyığına…

Tarih de bir ara insanların hırsından kaynaklanan Altın elde edebilme telaşıyla Simyacılık akımı vardı. Kimya biliminin önünü açılmasına sebep olduğu inkâr edilemez.

Bu hırs abidesi bu ilk ve tek yalan uzmanı  “bilimsel verilere dayanarak Uzun’un yüzde 100 yalan söylediğini ileri sürdü denilen ifadesinde (sıkma) yalan konusunda uzman olduğunu belgelendiriyor.

Siyasetle ilgilenmediği zaman öğrenci koçu, ders koçu, olan arta kalan zamanlarında da seçimlerde siyasi koç olan bu YA-Lan Azmanına Beyin Antrenörü Olarak Soracak çok sorumuz olur Amma “de get Ya… lan şimdi koç katımı zamanı değil, diyelim şimdilik.

Hem fikrimizi her derinliğe damlatmayız.. Hem de Zamanımız daha değerli bizim… İnsani gelişim Hizmetkârlığı” gibi bir Düşünce ve fikir modelinin asaletine vesile olabilmenin şerefiyle meşgul ve memuruz çok Şükür Elhamdülillah.

Koçlar ne öğretiyorlar dersler de “Afferin sen de başarabilirsin” gibi sloganist söylemler artık ezberlenmiş marketing kalıplar haline gelmiş durumdadırlar.

(Koç’dan keçiden geçilmiyor ki piyasada hangi birini yazalım kardeşim)

Siyasi koçluk bu ya hani ıkınmadan sıkınma işi bu nasılsa sıkın, sıkın ıkının siyasi koçlar…  Yakında kir toplarınız doğar toplumda tek tek… Adam anavatan patisine bir bulaştı mazallah avatan partisi ortadan kayboldu gitti…

Çoğuna baksanız sakalı keçi sakal ama kendilerine neden koç derler anlayabilmek ne mümkün.

Bakın sizlere söylüyorum siyasi ve doğum koçları yüksekçe rakımlı olmayan kıyılarda alçakça işlerin yapıldığı SOS-yete pazarınız daraldığında, o tür mekânlarla ilişkiniz olur ya tıkırında gitmez ise aman sakın ha mütedeyyin insanların yaşam alanına salyangoz satma misali Siyasi koç falan Doğum koçuyuz neyim demeyin…

Anadolu çocuğu bu ne yapacağı belli olmaz koç gibi katar sizi koçların arasına Alimallah oyarlar sizi.

Yaşam koçlarına gelince; siyah beyaz yaşayan psikologların renkli fotokopisi olarak ülkemizde hizmete çok derinden başlamış bulunmaktadırlar.

O konuda ise haddimizi bilerek konuyu çok güzel ifade etmiş bir başka arkadaşımızın dilinde dinleyelim…

Dilimizi her yere uzatmaya gerek yok “dilimizi hayra motor şerre fren” olarak kullanmak zorundayız.

Daha fazla frene basıpda balatalarımızı yakmayalım… 

Maçası sıkmayanı koç moç kurtaramaz, yaşatamaz

Tezkeresi yaklaşan askerleri şafak sıkıştırır ya, memleketim insanını da
yaşam sıkıştırıyor. Özellikle büyük şehirlerdeki keşmekeş insanı canından
bezdiriyor.

 Eş, dost, akraba desteğine ihtiyaç duymak ya da ‘sen yaparsın’lı, sen
aslansın’lı birkaç ‘teşvik’ cümlesi duymak ihtiyacı doğabiliyor böyle
sıkıntılı zamanlarda. Dertleşecek dostunuz varsa ne ala, gider anlatır,
içinizi döker, rahatlarsınız.

 Ama ya yoksa? Onun da çaresi bulunmuş: Yaşam koçu!

 Coach diye yazılması gerekir ama, basketbol koçluğunu bilen necip
matbuatımız onu da ‘koç’ diye yazıvermiştir. O yüzden, günden güne yayılan
bu hadise “yaşam koçu” ismiyle yayılıyor.

Amerika’da başlayan yaşam koçluğu Türkiye’de de sıkça dillendirilmeye
başlandı. Söylenene göre, Amerika’da ta 1950-1960’larda ortaya çıkan bir
şeymiş bu!

 Yaşam koçluğunu ciddiyetle savunanlara göre yaşam koçluğu; “hedefe ulaşmak,
bir problemi çözmek veya kendi yaşamlarında bir değişiklik yapmak
isteyenlerin yardımcısı ve destekleyicisidirler.” Böyle söyleyince epey
derin ve önemli bir konu görüntüsü veriyor.

 Türkiye’de çalışmaya başlayan yaşam koçlarının ilk taliplileri tabi ki,
alışılmış ifade ile sahne ve sanat dünyasının tanınmış isimleri. Tanınmamış
sos-yetik hanımlar da epey rağbet ediyorlar bu yaşam koçluğu mevzusuna.

 Yaşam koçları, psikologların değişik bir versiyonu gibidir.

 Doğru soruları sorarak cevap almaya, bunlardan hareketle de doğru sonuca
ulaştırıp o sonucu uygulatmak için teşvik etmeye ve cesaretlendirmeye
çalışıyorlar.

 Bu ne demek? ‘Benim şu işi yapmaya ne dermanım var ne de nasıl yapacağıma
dair bir fikrim. Sabahtan akşama makyaj yap, oradan oraya gez, alışveriş
merkezlerinden çıkama, e zaman kalmıyor ki hayata ilişkin ciddi konuları
düşünmeye.

 Yaşam koçum düşünsün benim yerime. Benim beynim az geliyor yaşamaya, ek bir
beyin takviyesine ihtiyacım var, nakille olmaz bu, tıbben mümkün değil, o
halde parayla beyin tutalım…’

 Aslında akıl hocası, dolduruşa getiren, gazcı, aktif psikolog, fikri gelen,
yaşam danışmanı gibi isimlerden biri de verilebilirdi. Ama konuya hareket
katmak, önemli göstermek ya ‘life coach’ demekle mümkündür ya da onu
doğrudan Türkçe’ye çevirip ‘yaşam koçu’ demekle…

Sadece ismiyle dahi beni kendisinden tiksindirmiş bu hadiseyi bir moda
olarak görebiliriz. Bir süre sonra yaşam koçu olmayanlara, ‘paraya
kıyamıyor, oysa bir yaşam koçu olsa daha neler yapacak, ne paralar
kazanacak’ ya da ‘ay şekerim, yaşam koçsuz olmuyor, ne zaman desteğe
ihtiyacım olsa yanımda, Sude neden depresyona girdi, yaşam koçu olmadığı
için…’ diyeceklerdir.

 Tabi yaşam koçu, koçluğu ve desteği abartıp, ‘sizin en az dört ay
dinlenmeniz, tatile çıkmanız lazım, o süreçte şirket işlerini ben yürütürüm’
derse o zaman kötü! Yaşam koçu bir anda ‘yaşam kurnazı’ ya da ‘yaşam
dolandırıcısı’ oluverir, maazallah.

 Ancak ben, burada asıl meselenin kaçırıldığı kanaatindeyim. Ve bu asıl
meseleyi, bu asıl noktayı sadece siz değerli okurlarıma açıklayacağım. Bu
asıl noktayı atıf yapmak suretiyle anlatabilirsiniz.

 Mesele yaşam koçuna sahip olmak değildir; yaşam kıçına sahip olmaktır.

 Yaşam koçunuz varsa doğru kararlar alır, iyi yaşarsınız.

Yaşamak yaşam kıçı işidir; maça işi yani…

Maçan sıkıyorsa yaşarsın!

Maçası sıkmayanı koç moç kurtaramaz, yaşatamaz!

 Kaynak: Levent Karaca 

Genel kategorisine gönderildi |

Bir soru gelmiş sitemizin iletişim kutusundan Döküldü cevaplar Google'nin adalet motorundan

Bir soru gelmiş sitemizin iletişim kutusundan

Döküldü cevaplar Google’nin adalet motorundan

 

Bir soru gelmiş sitemizin iletişim kutusundan yazılmış…

Yazan kardeşim Kendince sorguluyor?

Bu siteyi niçin kurduğumuzu ve amacımızın ne olduğunu anlayamadığını falan sorgulamış…

 

Gerçi biz dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık ve kendisine

“İnsani Gelişim” Niçin? Bir Mecburiyet Paradigması olmalıdır. linkinde yazılı olan konuyu okumalarını önerdik.

Ama sanırım yineden anlamamış olacak ki… Bu seferde  “İnsani Gelişim Hizmetkârı “olmaya AÇIK DAVETİMİZ  ilgili açıklamamızı okumalarını tavsiye ettik.

Ancak Kardeşimize ilgisinden dolayı teşekkür e postasını göndermemize rağmen bu seferde bizim kişisel gelişimcilerden bir fakımızın olmadığını belirtirken bize çift tırnaklı bir biçimde

"Kişisel gelişim" link verilmiş bu terime tıkladığımızda ne gördüğümüzü

"İnsani gelişim" link verilmiş bu terime tıkladığımızda ne gördüğümüz e dikkatli bakmamızı önermiş ve "siz beyin Antrenörüsünüz ne dediğimi anlarsınız" diye de altı çizili olarak belirtmiş…

 

Kast ettiği arama motorundaki çıkan toplam sayılara dikkat çekmek istemiş olacak ki Kişisel gelişimin arama motorundan çıkan sonuca bakarak insani gelişim terimi karşısındaki kalabalığı üstünlük durumu olarak algılamamı arzulamış olduğunu anladım.

Samimi olsaymışız marka almadan da yolumuza devam edebilirmişiz.

Son cümle olarak ta "Mühim olan gelişmek değil midir? diye de eklemiş sağ olsun.

 

Kullandığı terim ve kelimelerin akışından kişisel gelişim alanında çalışmalar yaptığı her cümlesinden anlaşılan bu kardeşime uzun uzun yazmanın gereksizliğini düşündüm…

ve kendisine

"Mühim Olan İnsanlık"

"Mühim Olan İnsan" linklerini  tıkladığında ne göreceğini  ve

"Mühim Olan Kişisellik"

"Mühim Olan Kişi"  linklerine tıkladığında ise ne göreceğini ve bu durumdan ne anladığını bana tekrar yazmasını rica ettim ama 2 ay geçti hala yazmadı…

 

Bende bu durumu sizlerle paylaştım değerli dostlarım.

 

Hani bir söz vardı ya neydi "kervan falan yürür" diye ama hatırlayamadım olsun canım her şeyi de biz yazacak değiliz ya…

Bizim kervanla mervanla işimiz olmaz sürülerle hiç işimiz olmaz çok şükür.

Cümlenin tamamı aptala anlatılırmış ‘Arif’ olan anlıyor zaten.

 

Kemal Koçak

İnsani gelişim Hizmetkârı

Beyin Antrenörü Sevgipolog

Genel kategorisine gönderildi |